AnasayfaRADYOGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
SITEMIZIN FORMU ACILMISTIR :::::::: SITEMIZDEN KONULARA KATILMAK VE PAYLASMAK ICIN ÜYE OLUNUZ SIMIDEN ALLAH RAZI OLA:::::: LÜTFEN ARGO KÜFÜRLÜ KELIMELRDEN SAKINIZ ALLAH RAZI OLA:::: ISTERSENIZ RADYOMUZU DINLEYEBILIRSINIZ :::: KUDI FM
Similar topics

    Paylaş | 
     

     HZ. AHMED-İ MAHMUD MUHAMMED MUSTAFA (S.A.S.)’İN

    Aşağa gitmek 
    YazarMesaj
    Admin
    Admin
    avatar

    Mesaj Sayısı : 127
    TÜRCÜBE PUAN : 382
    Reputation : 0
    Kayıt tarihi : 29/07/10
    Yaş : 38
    Nerden : ALMANYA

    MesajKonu: HZ. AHMED-İ MAHMUD MUHAMMED MUSTAFA (S.A.S.)’İN   Perş. Ağus. 05, 2010 1:36 pm

    HZ. AHMED-İ MAHMUD MUHAMMED MUSTAFA (S.A.S.)’İN
    İNSANLARLA İLİŞKİSİ

    Hz. Peygamber insanlarla ilişkisinde onların kusurlarını araştırıcı olmamış ve tecessüsü yasaklamıştır. Ebu Hüreyre'de rivayet edilen bir hadisinde o şöyle demiştir:
    “Zandan sakınınız. Çünkü zani sözün en yalan olanıdır. (Haber aşırtmak için) kulak kabartmayınız ve tecessüste bulunmayınız. Haset etmeyiniz ve arkadan konuşmayınız. Buğz etmeyiniz. Allah’ın kulları, kardeş olunuz.”
    Hiç kimseye ismiyle ihtarda bulunmayan peygamber, gerektiği hallerde “Halk şöyle yapıyor” diyerek isim vermeden hatayı düzeltirdi.
    Hz. Peygamber’in insanlarla ilişkisine hakim olan unsurların başında onun tevazuu, şefkat, sabır, başkalarını kendine tercih etme, ahde vefa ve cömertlik gibi ahlaki değerleri bulunur. Bir gün huzurunda konuşurken titreyen bir adama “Rahat ol! Ben kral değilim. Ben sadece kuru ekmek yiyen bir kadın oğluyum.” der.
    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    Mina’da insanları toplayıp onlara İslam’ı tebliğ ettiği zaman, Kureyş’ten çeşitli insanlar olumsuz cevap verdiklerinde, dağlarla ilgili melek gelip Hz. Peygamber’den ne isterse yapacağını, dağları onların üzerine yıkabileceğini söylediği zaman, Hz. Peygamber “Hayır (Ben bunu istemem). Bunun yerine Allah’ın, onların sulbünden sadece Allah’a ibadet eden ve o’na hiçbir şeyi ortak koşmayan bir nesil çıkarmasını isterim.” demiştir.
    Hz. Peygamber insanlarla ilişkilerinde daima doğru sözlü ve güvenilir taraf olmuş ve karakteri sebebiyle insanlar ona henüz peygamber olmadan önce “Güvenilir Kimse – el Emin” lakabını vermişlerdir.
    Kur’ân O’nun bu özelliğini şöyle dile getirir: “(Yine o münafıklardan) O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek peygamberi incitenler de vardır. De ki: O sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o Allah’a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir.” (et- Tevbe, 9/61).
    Onun eminliği sebebiyle müşrikler dahi, inanmadıkları halde ona güvenmeye devam etmişlerdir. Bu yüzden, Hz. Peygamber hicret ederken kendisindeki emanetleri sahiplerine vermek üzere Hz. Ali’yi Mekke’de bırakmıştı. En büyük düşmanı olan Ebu Cehil: “Biz seni asla yalancılıkla itham etmiyoruz. Fakat biz, (Allah’tan) getirdiğin şeyleri tekzip ediyoruz.” demiş ve bunu üzerine “Onlar seni yalanlayamıyorlar, fakat o zalimler Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar.” (el-En’am, 6/33) ayeti nazil olmuştur.
    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    O insanların davetlerine katılır, onlarla sohbet eder, konuşulanı dinler, hastaları ziyaret eder, cenazeyle ilgilenir, taziyeye giderdi. İnsanların karşısına içi ve dışı temiz olarak çıkardı. Giyecekler konusundaki temel yaklaşımının “temizlik, tertiplik, estetiği gözetme, sadelik ve ihtiyacı karşılama” esaslarına dayandığı söylenebilir. O bir hadisinde şöyle der: “Temizlik imanın yarısıdır. Mizanı dolduran Allah’a tesbih ederiz. Arz ile sema arasını dolduran Allah’a hamd olsun. Namaz nurdur, sadaka burhandır (nereye harcadın sorusuna delildir), sabır ziyadır. Kurân senin lehine de aleyhine de delildir (okursan sana fayda verir). Her insan kendi nefsi için çalışır, kendisi için satın alır. Bu sebeple de nefsini azaptan kurtarır veya onu helak eder.”
    Onun insanlarla ilişkisi sevgi ve merhamet üzerine kuruludur. Bu özellikleri hakkında Kur’ân-ı Kerim’de şöyle denilir:
    “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever” (en-Nahl, 16/125).
    Bu ayetlerde, Allah elçisine bir din tebliğcisi olarak nasıl davranması gerektiği talim edilirken, onun tebliğine esas olan merhamet ve hoşgörü de anlatılmış olmaktadır.
    Hz. Peygamber’in insani ilişkilerinde cömertliği ve kolay tarafı tercih etmesi de önemli birar unsurdur. Bu konuda Câbir b. Abdullah şöyle der: “Resulullah’tan (S.A.S.) bir şey istenilince red cevabı vermezdi”.
    Enes’ten mervi bir hadiste ise şöyle anlatılır: Bir adam Nebi’den (S.A.S.) iki tepe arasının dolduran bir (sürü) koyun istedi. O da, bunu verdi. Bunu üzerine adam kabilesine geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Müslüman olunuz. Allah’a yemin olsun ki, gerçekten Muhammed, fakirlikten korkmayan bir tarzda veriyor”.
    Hz. Peygamber bir hadisinde, peygamber olarak gönderiliş gerekçesini şu şekilde açıklamıştır: “Allah beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı (muannit ve müteannit) olarak göndermedi. Ancak, muallim ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.” Bu hasletleri ümmetine de tavsiye ederek “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” buyurdu.
    Onun bu kolaylaştırıcı yaklaşımını Hz. Aişe şöyle tasvir etmiştir: “Allah Resulü iki durumdan biri seçmek gerektiği zaman kötü ( günah ) olmadığı müddetçe mutlaka kolay olanını tercih ederdi; bu durum kötüyse O, kötülükten herkesten daha çok uzak durandı. Bir de Allah Elçisi kendisiyle ilgili bir kötülükten dolayı asla intikam peşinde olmamıştır. Fakat Allah’ın bir kanunu (hurmetullah) ihlal edilince mutlaka onun cezasını Allah için verirdi.” Kur’an-ı Kerim’de de “Allah sizin için kolaylık diliyor, zorluk istemiyor” (Bakara 2/185) denmiştir.
    Ayrıca şu olaylar da Hz. Peygamber’in tebliğ metoduna hakim olan kolaylığı tercih ilkesini göstermektedir: “Sıcak şiddetlendiği vakitte (öğle) namazını serinliğe bırakınız”.
    Câbir b. Abdullah’ın anlattığına göre bir sefer esnasında Hz. Peygamber bir kalabalık ve bir adam üzerine gölge yapıldığını görür ve adamın durumunu sorar. Halk, onun oruçlu olduğunu söyledikleri zamanü Resulullah “Seferde (böyle meşakaatle) oruç tutmak fazilet (-li ibadetlerden) değildir” buyurur.
    Hz. Peygamber’in hayatında toplumu meydana getiren gruplardan hem fakirler hem zenginler çin örnek alınacak birçok unsurlar bulunmaktadır. Bir fakir olarak onun günlerce aç kaldığı olmuş ve açlığını dindirebilmek için karnına taş bağlamıştır. Özellikle, Mekke’li müşriklerin boykotları esnasında büyük sıkıntılara maruz kalmış, açlık ve yoksulluk içinde kıvranmışlardır.
    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
    Ayrıca onun hayatı en büyük zühd örneğidir. Hz. Aişe’nin ifade ettiği gibi: “Resullullah’ın ailesi Medine’ye geleliden beri bir günde ardı ardına üç defa buğday ekmeği ile karnını doyuramadan bu alemden göçüp gitti.” Onun bütün serveti kuru bir yatak, içi hurma lifi ile dolu bir yastık, bir su kabı ve bir hayvan derisinden ibaretti. Hz. Peygamber’in evinde bazen ay geçer, ancak pişirilecek bir şey olmadığı için evinde ateş yanmazdı. Allah’ın Resulü bütün bu fakr-u zarurete rağmen, fakirliği asla isyan sebebi görmez ve bilhassa başkasının hakkına tecavüz için asla bir gerekçe saymazdı.
    Yine Hz. Peygamber’in hayatında zenginler için de güzel örnekler vardır. O, Câbir b. Abdullah’ın da belirttiği gibi, hayatında kendinden istekte bulunan hiçbir fakire “Hayır” veya “Yok” dememiştir. Bütün Arap Yarımadası’na hükmedecek derecede büyük bir devlete sahip olduğu zaman herkese bol bol dağıttığı halde kendisi yine arpa ekmeği ile karnını doyurmaya ve hasır üzerinde yatmaya devam etmiştir. Ebu Hureyre’den gelen bir hadisinde belirttiği gibi, en çok hoşuna giden şeyin şu durum olduğunu söylerdi:
    “Uhud dağı kadar altınım olsa, sonra üç gün içinde hepsini muhtaçlara dağıtsam ne kadar hoşuma giderdi.” O yine Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadiste çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, “Borçlu olarak ölenin borcu bana aittir. Miras bıraktığı bir şey var ise onlar varisinindir” diyecek kadar geniş bir sosyal güvenlik öngörmüştür.
    Hz. Peygamber kendisine getirilen hediyelerin hemen çoğunu fakirlere ve bilhassa mescitte yatıp kalkan bir takım kimsesiz, fakir ve yoksul suffe ashabına verirdi. Hz. Peygamber’e ilk vahiy geldiği zaman Hz. Hatice ona şöyle hitap etmişti: “Korkma! Allah’a yemin ederim ki, Allah hiçbir zaman seni utandırmaz, mahzun etmez. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin; fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın, misafirini ağırlarsın, hak yolunda ortaya çıkan olaylarda halka yardım edersin”.
    Netice olarak, Hz. Peygamber insanların hakkına rıza göstermeyi ve kanaat etmeyi öğretmiş, büyüklüğün başkasının malını almak veya çalmakta değil, kendinden vermekte olduğunu öğretmiştir.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Kullanıcı profilini gör http://kudifm.eniyiforum.org
     
    HZ. AHMED-İ MAHMUD MUHAMMED MUSTAFA (S.A.S.)’İN
    Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası
     Similar topics
    -
    » Muhammed (a.s.)ın Soyu ve Pak Soyluluğu

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
     :: HZ MUHAMMED SAV :: HZ MUHAMMED SAV-
    Buraya geçin: